Müslüman okuyucu için giriş
İslam inancında istisnasız tüm peygamberlerin açık bir mesajı vardı:
Yalnızca Allah’a ibadet edin.
Peygamber, imanın odak noktası olmayıp, insanları Allah’a yönlendirir ve ardından mesajın arkasına saklanır.
Ancak İncilleri okuduğumuzda İsa’nın çağrı tarzında farklı bir şey fark ediyoruz.
Sadece “Allah’a dönün” demiyor.
Aksine defalarca şunu söylüyor:
“Beni takip et.”
“Bana gel.”
“Bana kim inanır?”
Burada şu soru ortaya çıkıyor: İsa yalnızca Tanrı’ya mı sesleniyordu… yoksa insanları kendisine mi çağırıyordu?
“Tanrıya İnanın” ile “Bana İnanın” arasındaki fark
Eski Ahit’te peygamberler insanları Tanrı’ya inanmaya çağırıyordu. Ama İsa şöyle diyor:
“Sen Tanrı’ya inanıyorsun, bana da inan.” (Yuhanna 14)
Burada kendisini yalnızca mesajın taşıyıcısı olarak değil, bizzat imanın öznesi olması gereken bir kişi olarak konumlandırıyor.
İslam düşüncesinde Allah’a inanmak bir görevdir ancak Peygamber’in şahsına inanmak, O’nu kurtuluşun odağı haline getirmek değil, elçisi olarak inanmak demektir.
Ancak İncil’de İsa’ya iman, bir peygambere iman değil, onun şahsına güvenmektir.
“Beni takip et”: alışılmadık bir davet
Peygamberler insanları çağırdıklarında şöyle dediler: “Allah’ın kanununa uyun.”
İsa’ya gelince, o sadece yanından geçti ve şöyle dedi: “Beni takip edin.”
Elindeki bir kitaptan ya da yeni bir hukuk sisteminden değil, kendisinden bahsediyordu.
Hatta şöyle dedi:
“Annemi veya babamı benden daha çok seven bana layık değildir.”
Bu tür mutlak sadakat talebi normalde bir peygamberden gelmez.
“Yol benim”
Yuhanna İncili’nde İsa şunu bildirir:
“Yol, gerçek ve yaşam benim. Benim aracılığım dışında hiç kimse Baba’ya gelemez.”
“Sana yolu göstereceğim” demedi. Aksine şöyle dedi: “Yol benim.”
İslam’da yol İslam’ın kendisidir ve ona peygamberler rehberlik eder.
Ama burada yol bir sistem değil… bir kişidir.
Kurtuluşun merkezi olarak İsa
Hıristiyan öğretisinde kurtuluş yalnızca emirlere itaat etmekle değil, aynı zamanda Mesih’le olan ilişkiyle de sağlanır.
- “Bana iman edenin sonsuz yaşamı vardır.”
- “Ben diriliş ve yaşamım.”
- “Ben olmasam hiçbir şey yapamazsın.”
Bu ifadeler İsa’yı insanla Tanrı arasındaki ilişkinin merkezine yerleştirmektedir.
Sorun burada yatıyor:
Bir peygamberin kendisini bu duruma düşürmesi caiz midir?
Çağdaşları onun sözlerini nasıl anladılar?
Dikkat çeken nokta, onun döneminde pek çok kişinin onun açıklamalarında kehanetin sınırlarını aşan bir iddia görmüş olmasıdır.
Onu şununla suçladılar:
- Kendini Tanrı’ya eşit kılar
- Allah’tan istediğini kendisi için ister
Yorumlarına katılsak da katılmasak da sözlerinin normal olmadığını anladılar.
Düşünmeye değer bir soru
Eğer İsa sadece bir peygamber ise, neden O’na imanı sonsuz yaşamın bir koşulu haline getirdi?
Neden sadece şunu söylemedi:
“Allah’a inanın ve O’nun emirlerine uyun” mu?
Abartıyor muydu? Yoksa daha derin bir kimliği mi açığa vuruyordu?
Açık sonuç
Mesele iki dinin karşılaştırılması değil, metinlerin dürüst bir şekilde okunmasıdır.
İncil’de İsa yalnızca Tanrı’ya giden bir rehber olarak değil, aynı zamanda insanla Tanrı arasında yaşayan bir köprü olarak da karşımıza çıkar.
İncilleri adil bir şekilde değerlendiren her Müslüman okuyucu için şu soru geçerliliğini koruyor:
Bir peygamber de böyle olabilir mi?
Yoksa İsa kehanetin ötesinde bir şey mi bildiriyordu?
